egeçep logo
ENERJİ KİMİN İÇİN, ÖNCE BUNU SORALIM?

Prof. Dr. Tayfun Özkaya'nın enerji ilme ilgil görüşlerine eleştirel bir bakış...

ENERJİ KİMİN İÇİN, ÖNCE BUNU SORALIM?

Bu konuda farklı yaklaşımların daha değerli olacağını düşünüyorum. Öncelikle enerji kimin için sorusu sorulmadan nasıl sorusunu sormamız bizi yeni doğal alanların metalaştırılması sürecine taşır.

  Almanya'nın enerji planlarına bakarken geçen yıl Avrupa ile gerçekleştirilen enerji nakil hatlarının irtibatlandırılmasını hatırlamalıyız. Su gözü termik santralinin açışını Schröder yapmıştı ve o gün dış işleri bakanı da yeşillerin o dönem başkanı olan Fischer'di ve şuan ikisi de doğalgaz tekellerinin hizmetinde çalışıyorlar. Avrupa kendine göre Kyoto gereği karbon borsalarından kazanmak adına bir şeyler yapıyor olabilir. Ancak bunların küresel ısınma nedeniyle bu yatırımlara yöneldiğini düşünmek abesle iştigaldir. Borsalarda kazanan yine kendileri olacak. Türkiye gibi ülkelerde termik, nükleer, doğalgaz ve özellikle tehlikeli atık yakma ve enerji üretme tesislerini yapmakta beis görmezler. Kapitalizm gölgesinden faydalanamadığı ağacı keser, onun için her şey her değer bir meta dır.

  Rüzgar-güneş bize yeter yaklaşımı bize yeni doğal alanların metalaştırılması sürecini dayatıyor. Ege de Çine köylülerinin meralarına yapılmak istenen rüzgar santraline karşı çıkışlarını hatırlayalım. Yine geçtiğimiz günlerde Alman ve Türk ortaklığında kurulan bir şirketin Ş.Urfa Birecik te yapacağı açıklanan güneş tarlasının nerede olduğuna bakmak gerekiyor. Fırat nehrinin kıyısında bölgenin en değerli tarım alanında termik özellikli bir santral kuruluyor. Neden Fırat’ın kıyısı ve neden tarım alanı. Bu sorulara cevap vermeden sorunu kavramamız olanaksız. Hükümet daha önce çıkardığı yönetmelikle 20 dönüm altı arazileri tarım arazisi olmaktan çıkardı. Şimdide tarım topraklarının bütünleşik hale getirilmesi için yeni bir yönetmelikle koop.birliklerini bile yetkilendirdi. Geçimlik ve geleneksel tarımın son bulmasına yol açan bir süreç içindeyiz. Güneş, rüzgar, termik, Hes, madenler v.b tüm yatırımlar ya tarım alanlarımızın üstünde ya da koruma alanlarımızda bunu bir aymazlık olarak düşünürsek yanılırız.

  Bu bir program ve kapitalizm gıda egemenliğini kurmak adına hızla adımlar atıyor. Bazı tarım alanlarını bütünleşik hale getirerek tekelci mono-tarım yani GDO'lu ürün ve etanol dışında bir tarım faaliyeti Türkiye için ön görülmüyor. Uygulanan tüm politikalar açıkça böyle işliyor. Avrupa birliği ile yapılan görüşmelerde çevre faslının açılmasına getirilen ön koşul Fırat ve Dicle havzalarının birlikte yönetilmesi kararıydı ve imzalandı. Şimdide su havzalarımızın bütünleşik hale getirilmesi AB su direktifinde yer alıyor. Hükümetin binlerce HES'e verdiği lisanslardan sonra, bu HES çilerde doğayı tahrip ediyor bu konuyu çözmemiz lazım diyerek havza planlarına geçileceğini açıkladı.

Nedir amaçları? Suyu ve tarımı kontrol etmek.

Peki bizim muradımız ne olmalı? 

Yusuf Gürsucu (HDK Genel Meclis Ekoloji Komisyonu üyesi)

 





18.03.2012







Copyright © Ege Çevre ve Kültür Platformu