Basın Açıklamaları

Nükleerden Vazgeçilene Kadar Haykırmaya Devam Edeceğiz: Nükleere Hayır! Yaşasın Hayat!

Basına ve kamuoyuna

Hemen yanı başımızda başlayan İran saldırılarının temel argümanı, dünya kamuoyuna İran’daki nükleer tesisler olarak açıklandı. Nükleer tesislerin amacını veya kapasitesinin ne olduğunu bilmiyoruz ama bu yeni savaş bize nükleerin ne kadar kolayca bir savaş nedeni olabileceğini, nükleer tesislerin hedef alınabileceğini, Ukrayna savaşından sonra bir kez daha göstermektedir.

Nükleere neden karşıyız?

  • Herhangi bir deprem ya da savaş olmasa da nükleer santraller yaydıkları düşük dozda fakat sürekli radyasyonla yakın çevresinde kanser oluşumunu arttırıyor.
  • Çok önemli bir konu da nükleer atıklardır. Dünyada henüz bu atıkların bertaraf yöntemi bulunamamıştır. Nükleer atıklar, onbinlerce yıl radyasyon yaymaya, gelecek kuşakları tehdit etmeye devam edecektir.
  • Ülkemizin de içinde bulunduğu deprem kuşağının sık sık ürettiği büyük depremlerle, Fukuşima’daki gibi bir kaza yaşanmayacağının bir garantisi bulunmamaktadır
  • Ya da Çernobilde olduğu gibi, bir insan hatasıyla santralde oluşabilecek patlamanın, çok büyük bir alanı uzun süre canlı yaşamına elverişsiz hale getirme riski hiç de azımsanmayacak bir olasılık
  • Savaşlar ise başlı başına büyük bir tehlike oluşturuyor nükleer santraller için. Ukrayna savaşında ve İran’a yapılan saldırılarda bunu net bir şekilde gördük
  • Nükleer santraller, olağanüstü su tüketimine neden olmaktadır. İhtiyaç duyulan bu sular, her ne kadar denizden çekilecek olsa da bir yandan deniz ekosistemini olumsuz etkilerken, atık suların deniz canlılarına etkisi, balıklardın vücudunda birikecek radyasyonun besin zinciri ile başka canlılara ve insana geçmesi riski vardır. Diğer yandan, her bir santral ünitesi için kullanılacak su miktarı, saatte 200.000 m3’ün üzerindedir. Soğutmada kullanılacak bu su, birkaç derece ısınmış olarak yeniden deniz ortamına salınacak ve denizlerin çok geniş bir bölgede ısınmasına neden olacaktır. Bunun sonucu, bazıları zehirli olan balık ve diğer canlı türlerinin Kızıldeniz’den Akdeniz’e ve Akdeniz’den Karadeniz’e göç edeceği açık bir gerçekliktir. Dolayısıyla, hem Akdeniz’in hem Karadeniz’in flora ve faunası çok etkilenecek, bazı türler yok olacaktır.

11 Mart 2011’de, Fukuşima’ya 250 km uzaklıkta meydana gelen deprem ve onun yol açtığı tsunaminin, Fukuşima Daiçi Nükleer Santrali`nde soğutma sistemini devre dışı bırakmasıyla nükleer bir felaket yaşandı. Basit bir su borusu çatlağından kaynaklandığı söylenen bu patlama, nükleer kaza olasılığının ne kadar pamuk ipliğine bağlı olabileceğini de göstermektedir. Radyoaktif kirlilik nedeniyle, Daiçi merkez olmak üzere 20 km yarıçapındaki bir bölge, uzun süre yasak bölge ilan edilmiştir.

Fukuşima’dan yayılan radyasyon, düşük dozda da olsa, dünyanın her yanına dağılmış, binlerce km uzaklıktaki ülkemize kadar gelmişti. Dolayısıyla, bir nükleer kaza ya da saldırı sonucu ortaya çıkacak radyasyon, yalnız santral çevresini değil, bütün yeryüzünü etkileyebilmektedir.

1970’lerde, bir nükleer santralin, ömrü boyunca, dikkate alınan en vahşi ve en olmaz sayılan kaza senaryoları, milyonda bir olasılık olarak hesap ediliyor, böyle kabul görüyordu. Oysa daha sonra oluşan nükleer kazalar (1979 Three Miles Island, 1986 Cernobil ve 2011 Fukuşima), kaza olasılık hesaplarının yanlışlığını ortaya koymuş ve kaza ihtimalini, 100’de bire kadar yükselmiştir. Çoğu kamuoyundan saklanan 700 den fazla irili ufaklı kaza oluştuğu bilinmektedir. Kıbrıs, Akdeniz arasında kalan alanda gerçekleştirilen deniz sismiği araştırmalarında, deniz içerisinde ve hemen Akkuyu yakınından geçen bir fay zonunun varlığı saptanmıştır. Kıbrıs fay zonu herkesçe bilinmektedir. Tsunamiler, sadece fayın yer değiştirmesinden oluşmamakta, deniz tabanında meydana gelen heyelanlar da büyük tsunamilere yol açmaktadır ve bu tür potansiyel alanlar Akdeniz tabanında da bulunmaktadır. Kısacası, Akkuyu için sadece deprem riski değil tsunami riski de bulunmaktadır. Dolayısıyla, Akkuyu için Ecemiş fayı yanı sıra Akdeniz içerisindeki faylar ve heyelanlar da büyük tehlikenin habercisidir. 

Karstik boşluklar nedeniyle zemindeki farklı oturmalar sonucu betonda çatlaklar oluşması kaçınılmazdır ve daha yapım aşamasında bu oturma çatlakları oluşmuştur. Santralin çalışacağı onlarca yılda çatlak oluşumlarının yinelenmesi de büyük olasılıktır. Üstelik, Kıbrıs dalma- batma zonunda oluşacak büyük depremlerde zemin göçmeleri kaçınılmazdır. Tüm ülkeyi ve komşu ülkeleri de ilgilendiren ve bir kaza halinde hemen hepimizi etkileyecek olan bu denli önemli bir konuda, akademik meslek odalarıyla bile görüşülmemesi düşündürücüdür. Bu konuda, doyurucu bir açıklama beklemek en doğal hakkımızdır.

Sinop ise, gerek Karadeniz içerisindeki ve gerekse Kırım’da bulunan aktif faylar nedeniyle oluşabilecek büyük ölçekli depremlerin tehdidi altındadır. Gerçekten de son zamanlarda yapılan deniz araştırmaları, Karadeniz içerisinde de bir kısmı Sinop yakınlarından olan önemli fayların ve heyelan alanlarının bulunduğunu göstermektedir. Aynı faylar nedeniyle, Karadeniz kıyısındaki dünya cenneti İğneada’da yapılması planlanan santral için de geçerlidir. üstelik İğneada, tsunami açısından da büyük risk altındadır.

Olası kaza risklerini küçümseyen yönetim anlayışı, bırakın nükleer bir kazayı, İzmir Gaziemir‘de 2007 yılında tespit edilen radyoaktif atıklar için bile çözüm bulamamıştır. Manisa Köprübaşı ve Aydın – Söke- Kisir köylerindeki uranyum madenlerinin, denetimsiz olarak çalıştırılıp, yeterli güvenlik önlemleri alınmadan terk edildiği ortaya çıkmıştır. Bu madenler halkın sağlığını halen tehdit etmeye devam etmektedir. Tüm bunlar, ülkemizde bir nükleer santral işletmenin ne denli riskli olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

EGEÇEP olarak, bir kez daha uyarıyoruz ve uyarmaya devam edeceğiz:

Tüm bu sakıncalar göz önünde tutularak, Akkuyu Nükleer Santralinin yapımı derhal durdurulmalı, Sinop projesinden de derhal vazgeçilmelidir.

Halk sağlığını etkilediği bilinen Gaziemir’deki nükleer atıklar için yapılan işlemler şeffaf şekilde kamuoyuna açıklanmalı, çevresinde bulunan mahalle halkı sağlık taramasından geçirilmeli, gerekli koruyucu sağlık tedbirleri alınmalıdır.

Nükleersiz bir geleceği kurmakta kararlıyız, ne Akkuyu’da, ne Sinop’ta, ne İğneada’da ve ne de dünyanın herhangi bir yerinde nükleer santral istemiyoruz.

EGEÇEP YÜRÜTME KURULU ADINA

Seher GACAR           Süleyman ERYILMAZ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir