21 Mart Dünya Ormancılar Günü ve 22 Mart Dünya Su Günü

Paylaşın:
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

21 Mart Dünya Ormancılar Günü ve 22 Mart Dünya Su Günü, kutlanılacak günler olmaktan gittikçe uzaklaşmaktadır. Madenlere, sanayiye, otoyollara, çarpık kentleşmeye kurban edilen ormanlarımız, bir kısmı kasıtlı çıkarılan yangınlarla hızla yok olmaya doğru gidiyor. Birbirleriyle bağlantılı olan bu iki önemli günün ard arda olması ise dünya iklim döngüsüyle doğrudan ilişkilidir. Tüm canlıların en doğal hakkı olan su ise uygulanan yanlış politikalar sonucu hızla azalmakta, kirlenmekte ve su tekelleriyle HES şirketlerinin eline geçmektedir.

Bir doğal baraj olan, iklim dengesini koruyan, oksijen kaynağı ormanlarımız, titizlikle korunmalıdır.

Bir yandan, sanayi devrimi nedeniyle oluştuğu kesinleşen küresel iklim değişikliği sonucu kuraklıklardaki artışlar, bir yandan suların yanlış kullanımı, içilebilir- kullanılabilir nitelikteki sularımızın hızla azalmasına neden olmaktadır. Hızlı nüfus artışı, kişi başına düşen su miktarının azalmasındaki bir başka etmendir. Dünyada, iki milyar dolayındaki insanın sağlıklı suya erişiminin olmadığını, tüm bilim insanları ve hatta Dünya Su Konseyi açıklıyor.  UNICEF’e göre 2017 yılı itibari ile 2,1 milyar insan temiz içme suyundan, bunun yaklaşık iki katı sayıda insan ise günlük hijyen imkanından yoksundur.  Bu yüzden her yıl yüzbinlerle çocuk hastalanıyor ve ölüyor.

Ülkemizde toplam kullanılabilir su miktarımız 112 milyar m3 olup kişi başına yıllık su tüketimimiz ise 2011 yılında 1519 m3 iken günümüzde bu rakam 1333 m3 e düşmüştür. Bu rakamlara göre, su zengini değil, su fakiri bir ülkeyiz. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meriç Albay, “2030 yılında kişi başına düşen su miktarının bin metreküplerin altına ineceğini ifade etmektedir. Su varlıklarının yaklaşık yüzde 69’u tarımsal amaçlarla kullanılırken, yüzde 19’u sanayi sektörü ve yüzde 12’si ise evsel kullanım için tüketiliyor. Ancak, Bir otomobil üretimi için 300-400 ton, bir ton çelik üretimi için 240 ton, Bir varil (aşağı yukarı 200 lt) ham petrolün rafine edilmesinde 7 ton, Baskılı boyalı 1kg kumaş üretimi için 200 lt su kullanılmakta olduğu bilinir iken, sanayinin kullandığı su oranının açıklanan rakamlardan çok daha fazla olduğu düşünülmektedir.  

Suya gereksinimin her geçen gün artmasıyla su, alınır-satılır, ticari bir mal halini almaya başladı. Oysa idareler, halkın sağlıklı ve temiz suya erişimini sağlamakla yükümlüdür.

Su havzalarında, madencilik için mutlak koruma alanı 300 metreden 100 metreye düşürüldü. Madencilik, içme ve kullanma suyu havzalarından 1000 metre uzaklıkta yapılabilecek. Halk sağlığı kimin umurunda.

Köylerin mahalle yapılması ile köylerdeki sulara saat takılarak ücretlendirilmekte, köylünün çiftçinin, geçim kaynağı olan tarlalarını sulamak amacıyla açtığı sondaj kuyusuna saat takılarak, kullandığı sular da ücretli hale getirilmektedir.

Öte yandan, sanayici ve madenci, açtığı sondaj kuyularından kullandıkları suya sadece atık su bedeli ödemektedir. O da beyan ettikleri kullanımları için.

Akarsularımızın neredeyse tümü üzerine sulama ya da enerji barajları (HES) kurularak, doğal akışlarından koparılıp doğal dengeyi bozmaktadır. Ayrıca, bu akarsular, HES şirketlerince sahiplenilmekte, yöre halkının suya erişimi zorlaştırılmakta ve hatta bazı yerlerde tümüyle engellenmektedir.

  • Sanayici ve madencilerin ucuz kullanımına sunulan su, yerleşim alanlarında ise çok pahalıdır. Evlerimizdeki suyun bedeli ton başına 4.37 TL olmasına karşın, üzerine bindirilen insafsız vergilerle 10 TL ye kadar çıkmaktadır. İçmek için pet şişelerde satılan suların tonu ise 1500 TL yi bulmaktadır.
  • Yaşamın sürdürülmesini değil sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen hükumetler, sularımızı sanayiye ve madencilere peşkeş çekmektedir.
  • Madenler, bir yandan aşırı su tüketirken, diğer yandan su havzalarını kirletmekte, bazen de halkın hakkı olan sulara el koyabilmektedir. Örneğin, İzmir’in en önemli su havzalarından Çamlı havzasına yapılması planlanan ve 300.000 kişiye su sağlaması düşünülen Çamlı barajının yapımından, Efemçukuru altın madeni nedeniyle vaz geçilmiştir. İzmir halkının temiz suyu, Kanada kökenli altın madenine feda edilirken İzmir’in gereksindiği su, 130 km ötedeki Gördes barajından getirilmeye çalışılmaktadır. Üstelik, Gördes çayından beslenen Marmara Gölünün hakkı olan su kesilerek, barajın suyu İzmir’e verilmektedir.
  • Nehir ve Havza Yönetim Planı çalışmalarında, çok sayıda Organize Sanayi Bölgesinin arıtma tesisinin olmadığı rapor edilmiştir. Sanayi tesislerinin, en az sulama suyu seviyesinde arıtma yapmaları sağlanmalı, bunu yapmayan kuruluşlar kapatılmalıdır.
  • Suyun ve enerjinin ticarileştirilmesi amacıyla kurulan ve kurulacak olan tüm barajların yapılmasına karşıyız.
  • Bütün su havzalarının koruma altına alınması, su havzalarında madencilik ve kirletici sanayi faaliyetleriyle mevcut havza işgallerine son verilmesini istiyoruz.
  • Yaşamlarını geçimlik tarım yaparak sürdüren küçük çiftçilerin, sulama
    sularının paralı hale getirilmesine karşıyız. Akarsuları, gölleri, göletleri şirketlere teslim ederek, sadece parası olan çiftçilerin suya erişimine neden olacak olan su özelleştirmelerine göz yummayacağız.
  • Suyun ticarileşmesi sonucunda, yeterince su kullanabilme olanağı bulamayacak olan halkların, toplumsal ölçekte artacak zehirlenme, bebek ölümleri, salgın hastalıklar, sakat doğumlar ve benzeri sağlık riskleri ile karşı karşıya kalmaktadır
  • Kentlerde, 10 tona kadar su tüketimini ücretsiz  sağlanmasını talep etmekteyiz. Dikili’de denendi ve su tüketiminin azaldığı saptandı.
  • Yeni sulama barajları yapmak için harcanacak paraların, damla sulama tesislerinin kurulmasına harcanması, maliyeti düşürecek, su tüketimini azaltırken üretimi arttıracaktır.
  • Enerji amaçlı barajların ve HES regülâtörlerinin, ekolojik dengeyi bozduğunu, baraj ve HES yapımı yerine kayıp – kaçak oranının düşürülmesinin ve enerjinin etkin kullanımının sağlanmasının şart olduğunu vurguluyoruz.
  • Aşırı su tüketen kirli sanayilerden vazgeçilmelidir. Başta Organize Sanayiler olmak üzere, atık su arıtmaları hızla kurulmalı, kesintisiz olarak çalışmaları sağlanmalıdır
  • Tüm akarsularımızdaki aşırı kirliliğin giderilmesi için bilimsel çalışmalara hızla başlanmalıdır
  • Kentlerdeki atık su tesisleri aralıksız çalıştırılmalı, atık su tesisi olmayan kentlerde ise çok ivedi olarak bu tesisler kurulmalıdır.
  • Kaçak sondaj kuyuları denetim altına alınmalı, suyun ortak bir değer olduğu gerçeğinden hareketle sondaj kuyularından yapılan sulamalar, çok sıkı denetimli toprak-su kooperatifleri kurularak merkezi olarak yönetilmelidir.
  • Ormanlar canlı yaşamının sürmesi için, korunması gereken, dünyanın en önemli doğal varlıklarıdır. Şimdi herkesin ormanların bekçisi olma zamanı. EGEÇEP tüm bileşenleriyle ormanların yağmalanmasını önlemek için her türlü hukuksal ve meşru çabayı harcayacaktır. Canlı yaşamının sürmesinden, hukukun üstünlüğünden yana olan herkesi, ormanları “odun” olarak gören zihniyete karşı mücadele etmeye çağırıyoruz. Bu talancı zihniyete göre, ormanlar yalnızca “odun” olarak görülüyor. Onlara göre; ormanlar alıp satılabilecek, tüketilecek bir maldır.

        EGEÇEP YÜRÜTME KURULU


Paylaşın:
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir